PEYGAMBERLERDEKİ ÜMİTVAR AHLAK

Peygamberler, insanlar için her konuda olduğu gibi, her türlü zorluk karşısındaki ümit ve tevekkül dolu tutumları ile de en güzel örneği teşkil ederler. Peygamberler yalnızca Allah'ı dost edinen, Allah'ın hükümlerine içten bağlı, hayatlarının tamamını Allah için yaşayan insanlardır. Ve yaşamlarının her anında Allah’a güvenip dayanan, her zaman Allah’ın yardımının yanlarında olduğunu bilen kişilerdir.

O halde onlara benzemeye gayret eden müminlerin de, güzel ahlakın her ayrıntısında olduğu gibi, ümit dolu olma konusunda da onları örnek almaları gerekir. Peygamberleri örnek alan bir Müslümanın bütün davranışları, tepkileri, kararları sağlıklı olacağı için etrafındakiler de onun bu halinden etkilenecekler ve onun gibi güzel bir tavır göstermeye özeneceklerdir.

Tarih boyunca birçok peygamber içlerinde bulundukları kavimlerin önde gelen inkarcıları tarafından baskı altına alınmaya, Allah'ın tavsiye ettiği güzel ahlakı insanlara anlatmaktan men edilmeye çalışılmışlardır. İnkarcılar bu amaç doğrultusunda peygamberlere türlü türlü tuzaklar kurmuş, onlara iftira ve eziyetlerde bulunmuşlardır.

Peygamberler ise, inkar edenlerin bu ağır baskısını sabır ve tevekkülle karşılamışlar, Allah'ın her zaman kendileriyle birlikte olduğunun bilinciyle, hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmamış, mücadelelerine daha da artan bir şevk ve kararlılıkla devam etmişlerdir. Onların bu azimleri sayesinde güzel ahlak insanlar arasında yaygınlaşmış, inkar edenlerin çabası her dönemde boşa çıkmıştır.

İlerleyen satırlarda Kuran’da haberleri aktarılan peygamberlerin hayatlarından birkaç örnek anlatılmaktadır.

Hz. Musa

C:\Users\kişi\Desktop\My Albums\kızıldeniz.jpg

İnkar edenler tarafından engellenmeye çalışılan peygamberlerden biri de Hz. Musa'dır. Kavmi düşmanlar karşısında korkuya kapılıp ümitsizliğe sürüklenirken, Hz. Musa asla ümitsizliğe kapılmamış, Allah'ın mutlaka kendileriyle birlikte olduğunu bir an için dahi unutmamıştır. Hz. Musa'nın bu samimiyet ve teslimiyetine karşılık Allah da onlara büyük bir mucizeyle yardım etmiş, denizin yarılmasını ve böylece onlar için bir yol açılmasını sağlamıştır:

İki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa'nın adamları: "Gerçekten yakalandık" dediler. (Musa:) "Hayır" dedi. "Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir". Bunun üzerine Musa'ya: "Asanla denize vur" diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu. (Şuara Suresi, 61-63)

Hz. Eyüp

Ağır bir hastalıkla mücadele eden Hz. Eyüp de durumundan dolayı en ufak bir teessür veya ümitsizliğe kapılmamış, derin bir bağlılıkla Allah'a yönelmiş, Allah'tan şifa dilemiştir. Hastalığında hayır görmüş, sabretmiştir. Kuran'da anlatılan bu davranışıyla bütün Müslümanlara güzel bir örnek teşkil eden Hz. Eyüp'ün ümit dolu sabrı ile ilgili ayetler şu şekildedir:

Kulumuz Eyüp'ü de hatırla. Hani o: "Herhalde şeytan, bana kahredici bir acı ve azab dokundurdu" diye Rabbine seslenmişti. "Ayağını depret. İşte yıkanacak ve içecek soğuk (su" diye vahyettik). Katımızdan ona bir rahmet ve temiz akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir benzerini de bağışladık. "Ve eline bir deste (sap) al, böylece onunla vur ve andını bozma. " Gerçekten, Biz onu sabredici bulduk. O, ne güzel kuldu. Çünkü o, (daima Allah'a) yönelip-dönen biriydi. (Sad Suresi, 41-44)

Böylece onun duasına icabet ettik. Kendisinden o derdi giderdik; ona Katımızdan bir rahmet ve ibadet edenler için bir zikir olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir katını daha verdik. (Enbiya Suresi, 84)

Hz. Yusuf

C:\Users\kişi\Desktop\My Albums\AYET\hz. yusuf.jpg

Hz. Yusuf'un babası Hz. Yakup da Kuran'da güzel ahlakıyla, Allah'a olan sadakatiyle övülen, örnek gösterilen bir peygamberdir. Diğer oğullarının Hz. Yusuf üzerine kurdukları hileli plan üzerine Allah'tan ümidini hiç kesmemiş ve bütün samimiyetiyle Allah'a yönelmiş, onun geri gelmesini Allah'tan istemiştir:

Dedi ki: "Ben, dayanılmaz kahrımı ve üzüntümü yalnızca Allah'a şikayet ediyorum. Ben Allah'tan (bir bilgi olarak) sizin bilmediğinizi de biliyorum. Oğullarım, gidin de Yusuf ile kardeşinden (duyarlı bir araştırmayla) bir haber getirin ve Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Çünkü kafirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden umut kesmez". (Yusuf Suresi, 86-87)

Hz. İbrahim

Tarih boyunca yaşamış olan bütün peygamberler, bütün elçiler Allah'ın rahmetinden hiçbir zaman ümit kesmemeyi emretmişlerdir. Hz. İbrahim'e bir çocuğu olacağının müjdesini vermeye gelen elçiler de aynı davranışta bulunmaktadırlar:

Dediler ki: "Seni gerçekle müjdeledik; öyleyse umut kesenlerden olma". (Hicr Suresi, 55)

Hz. İbrahim de Allah'ın Kuran'da övdüğü bir peygamberdir. Ancak ihlasıyla, samimiyetiyle ve Allah'a bağlılığıyla her zaman Müslümanlara önder olmuş bir peygamber olan Hz. İbrahim'i kavmi gereği gibi takdir edememiş, onu yakarak öldürmeye kalkışmıştır. Bu olayda da Hz. İbrahim Allah'a çok büyük bir sadakat göstermiş, ümidini hiçbir şekilde yitirmeden Allah'ın rahmetine güvenmiş, güzel bir teslimiyetle kaderine teslim olmuştur. Allah da kendisine hiçbir zarar ve eziyet dokunmadan ateşi ona esenlik kılmış, onu kurtarmıştır.

Bunun üzerine kavminin (İbrahim'e) cevabı yalnızca: "Onu öldürün ya da yakın" demek oldu. Böylece Allah onu ateşten kurtardı. Şüphesiz bunda, iman eden bir kavim için ayetler vardır. (Ankebut Suresi, 24)

Biz de dedik ki: "Ey ateş, İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol". (Enbiya Suresi, 69)

C:\Users\kişi\Desktop\My Albums\hz_ibrahim_2.jpg

SONUÇ

Dünya, insanın yalnızca sınırlı bir süre kaldığı geçici bir konaklama yeridir. Asıl kalınacak yer, gerçek yurt ahirettir. Dünyada sürekli hayır peşinde olan müminlerin ahiretteki yurdu cennet, hayatı boyunca gerçeklerden kaçmış olan inkarcılarınki ise cehennem olacaktır.
Mümin dünya hayatında geçireceği kısıtlı süre içerisinde çeşitli imtihanlarla deneneceğini bilir. Ancak onun amacı öncelikle dünyada bir yer edinmek değil, asıl olarak ahirette güzel bir yer edinmektir. Çünkü dünya hayatı çok kısa ve geçicidir. Ahiret hayatı ise sonsuz zamanlar boyunca sürecektir. Ahiret kusursuzluğun ve eksiksizliğin yaşanacağı bir yer olacaktır. Dünya hayatı ise insanlarda ahirete özlem olması, dünyaya tamah edip bağlanmamaları için özellikle birtakım eksiklerle dolu olarak yaratılmıştır.

Bunun bilincinde olarak, dünyayı ancak ecir kazanabileceği geçici bir mekan olarak gören mümin yaptığı her işte ahiret özlemini, ahireti kazanabilme arzusunu taşır. Ahirete iman etmeyenler sadece dünyaya yönelik küçük hedefler edinmişlerken ve bunlara ulaşabilmenin ümidini yaşarken, müminler ahireti gaye edinmişlerdir.

Ahiret müminin hayatı boyunca özlemini duyduğu yerdir. Bir an dahi ahireti unutup dünya hayatına dalmaz. Ahiret inancı tam olduğu için bütün davranışları, ibadetleri ve ümitleri ahirete yöneliktir.

Müminler birbirleriyle hayırlarda yarışırlarken, olabildiğince güzel bir ahlaka sahip olmaya, Allah'a çok yakın bir kul olmaya çalışırlarken bu davranışlarının ardında yatan sebep, Allah'a duydukları iman ve sevgi, Allah'ın rahmetine ve cennetine kavuşma ümididir. Ümit ne kadar güçlü olursa, kişinin çabası da o derece yoğun olacaktır.

Allah'ın rahmetini ve cennetini ummak kişinin bütün hayatını, hayata bakış açısını, ibadetlerindeki samimiyeti ve kararlılığı büyük çapta etkiler. Allah'ın rahmetini uman bir insan Allah'ın yasakladığı bir şeyi yapamaz, Allah'ın emrettiği bir şeyi göz ardı edemez, kötü söz söyleyemez, vicdanının sesini dinlememezlik etmez, insanlara hayrı, hakkı tavsiye eder, onları kötülükten men eder ve Allah'ın kendisine emrettiği daha birçok ibadeti şevkle yerine getirir.

Bu şevkli yapı içerisinde ümitsizliğe yer yoktur. İşte Allah'ın kendilerinden razı olduğu kişiler bunlardır. Allah onları cennetle müjdelemektedir:

Bu, size vaat olunandır; (gönülden Allah'a) yönelip-dönen (İslam'ın hükümlerini) koruyan, görmediği halde Rahman'a karşı 'içi titreyerek korku duyan' ve 'içten Allah'a yönelmiş' bir kalp ile gelen içindir. "Ona selamla girin. Bu, ebedilik günüdür". Orada diledikleri herşey onlarındır; Katımızda daha fazlası da var. (Kaf Suresi, 32-35)

C:\Users\kişi\Desktop\My Albums\ÇİÇEKLER\giris-sonuc.jpg